“Hayalet Titreşim Sendromu” – MAG Mart yazısı

 “Hayalet Titreşim Sendromu”

Mart ayı baharın müjdecisi ve cemrelerin düşmeye başlaması ile kapalı alanlardan açık alanlara kaymaya başlayacağız ve yenilenip tazeleneceğiz. Kapalı alanlar bizi fazlasıyla teknolojiye mecbur bırakıyor o yüzden iletişim için bahar ve yaz aylarını daha çok seviyorum. Gerçek iletişim sosyal imkanları sever.

Şubat ayında Türkiye Yardım Sevenler Derneği 90. Yılını kutladı ve biz de sevenleri olarak oradaydık, 90. Yıl nedeni ile Özgür Aksuna adına takdim ettikleri güzel gönül ödülleri için sonsuz teşekkür ediyorum.

Bu aralar bana en çok sorulan sorulardan birisi telefon bağımlılığı için ne yapılabilir konusu. Özellikle gençlerin en büyük problemleri olarak görülüyor aileler tarafından ben de bu konuyu ele almak istedim.

İletişim araçları artık iletişim amacı haline geldi, gerçek iletişimi kaybetmeye ve iletişim araçlarıyla bunu doldurmaya başladık. İyi mi , kötü mü yaptık hala tartışılıyor ancak işin özü insanı kaybettiğimiz ortada. İnsanoğlu ilkel dönemlerden modern zamanlara doğru evrildikçe, temel duyguları da değişime uğradı. İlkel toplumlarda daha çok içgüdülerden kaynaklanan sevgi, umut ve korku gibi yalın duygular hakimdi. Toplumlar gelişmeye başladıkça kıskançlık, üstünlük, aşağılık gibi duygular belirdi. Bu duygulara eklenen yabancılaşma duygusu ise tamamen gelişmiş topluma ait bir psikolojik bozukluk olarak fazlasıyla gündemde.

Bugün artık bilim insanları teknolojinin hayatımızı bu kadar ele geçirmesi ile birlikte bazı araştırmalarla ne kadar büyük bir esarete kapıldığımızı da gözler önüne sermeye başlıyor. Psikolojik yeni sendromlar ve yeni çağın fobilerinin oluşması da artık an meselesi.

Teknoloji devrimi ile hayatımıza giren en yeni korku ise “Hayalet Titreşim Sendromu”

Peki nereden çıktı bu ?Sosyal medya paylaşımları beynimizdeki dopamin hormonunu tetikliyor.

Hayalet titreşim sendromu, cep telefonu çalmadığı halde çantada, cepte titreşim hissettiğimizi düşünüp sürekli telefonumuza bakmamıza sebep olan sendromdur.

Adını sinirbilimdeki hayalet uzuv sendromundan almıştır. Hayalet uzuv, belirli bir sebepten dolayı kesilen uzvunuzun (el, kol, bacak) sanki hiç kesilmemiş gibi ağrı hissettirmesi durumudur. O uzvunuz artık olmasa bile maalesef beyniniz bunu anlayamaz ve varmış gibi sinir sinyalleri gönderir. “Bir yerde sorun varsa orada ağrı vardır” diye düşünen beyin olmayan uzuv için bile hayalet uzuv nedeniyle oluşan bir ağrı yaratır çoğu zaman yani olmayan uzvun ağrıdığını düşünürsünüz.

Artık neredeyse bir uzvumuz haline gelen cep telefonlarımızdan uzak kalmak dopamin bağımlılığımız nedeni ile eksikliğini hissetmemize sebep olur. Beklediği sinyali alamayan beyin, psikoza benzer bir durum yaratıyor ve sanki titreşim sesi duyuyormuşsunuz veya titreşimi hissediyormuşsunuz gibi düşünmenize yol açıyor. Birden fazla sosyal medya hesabı olan ve bu hesapları sürekli takip eden kişilerde bu durum daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz. Gençlerde daha fazla görülse de aslında gelişen dünyanın her yaştan insanının modern hastalığı.

Bugün cep telefonu 6. Duyu organımız haline geldi artık telefonun şarjı bitince

“Şarjım Bitti” diyoruz…

Purdue Üniversitesi’nden Dr. Michelle Drouin’in yaptığı bir araştırmaya göre, katılımcıların %89’u hayalet titreşimi yaklaşık 2 haftada bir, %10’u ise rahatsızlık verecek düzeyde çok hissediyor. Cep telefonu kullanım sıklığı ile ilgili yapılan bir başka araştırma ise her 6.5 dakikada bir veya günde yaklaşık 150 defa cep telefonumuza baktığımızı söylemektedir.

18 – 34 yaş aralığının %53’ü uyanır uyanmaz, %78’i uyumadan önce online ve günde ortalama 5 saat online yaşıyoruz.

 Cep telefonları bizi asosyal ve bireysel hale getiriyor ne yazık ki, duygularımız köreliyor ve tahmin ettiğinizden daha fazla zamanınızı alıyor

Günde kaç saat telefonda zaman geçiriyorsunuz?

Diye bir soru sorsam hepiniz kendinizi suçlu hissedeceksiniz eminim çünkü hepimiz hissediyoruz bu suçluluğu.

Hayalet titreşim sendromunu, aslında NOMOFOBI (No Mobile Phobia) sendromunun devamı niteliğinde. Cep telefonu ile, şarjının bitmesinden veya evde unutmaktan kaynaklanan bağlantıyı kaybetme anlamına gelen NOMOFOBI, bugünlerde pek çoğumuzun yaşadığı bir durum.

İletişim artık, “Can Cana” olmaktan çıkıp bir telefon ekranı ile “Cam Cama” olmaya doğru ilerliyor.

Elimizde tuttuğumuz nesne, cansız olduğu halde hayatımızdaki tüm canlılar onun içinden geçerek bize ulaşıyor. Bu da bir süre sonra onun cansız olduğu algısında karmaşa yaşamamıza sebep oluyor. Cep telefonsuz kalınca, hayatımızdaki insanlarla bağlantınızın kopacağını düşünüyorsunuz bu da iletişim kaygılarını olumsuz etkiliyor.

Çözümü?

Cep telefonuna bakma hissi her oluştuğu anda neşeli bir şarkı mırıldanabilirsiniz.

İş yerinde bunu yapmak zor olacağı için denemeye evden başlayın.

Bu hem beyninizin dikkatini dağıtacak hem de kaygı durumunu azaltacak.

Her gün açık havada 10 dakika yürüyüş beyninizin genel kaygı seviyesini azaltır

Çince, Rusça gibi beyninizin tamamen yabancı olduğu dildeki kelimelerin yazılışını ve okunuşunu öğrenin. Sözlük okuyun.

Telefonunuza bakma hissi her oluştuğunda bu öğrendiğiniz kelimenin nasıl yazıldığını ve okunduğunu beyninizde canlandırın.

Kısa süreli meditasyon yapın veya dua edin.

En yakınınızdaki kişi ile sohbet edin.

En güzeli yüz yüze iletişimdir.

#iletişimherşeydir

İki lafın belini kırmak, o beklediğiniz iki mesaj gelmedi diye kendi öz güveninizi kırmaktan her zaman daha iyidir.@ozguraksuna / www.ozguraksuna.com / ozgur@ozguraksuna.com

28783748_10156428075040827_3797879918669266701_n

 

 
 
previous next
X