Parasız Saadet Olmaz Hastalığı – Affluenza – MAG Mayıs 2018 Köşe Yazısı

PARASIZ  SAADET OLMAZ HASTALIĞI:  “AFFLUENZA”

Mayıs ayı ile yaza adım atıyoruz ve kıymetli saadet günlerinin heyecanı sarıyor hepimizi. Modernleşen hayat bize her gün yeni yeni takıntıları hatta hastalıkları da yaşatmaya başlıyor bunlardan bir tanesi de “Parayla saadet olur mu?” sözü. Biz de kültürel olarak kullanılan ve oturmuş bir söz olsa bile artık bir gerçek. Para benim elimin kiri diyenler hatta  parayı kalbinden uzak tutmak için gömlek cebine para koymayanlara kadar  çok şey duysakta toplum içerisinde  hem kalpte hem dilde ,     ‘Paran kadar hatırın var’ ya da ‘Parasız saadet olmaz’a doğru yön değiştirdi. Şüphesiz  bu yön değiştirişin sebebi tüm dünyanın oynadığı  milenyum çağı oyununun  bütün aktörlerinin zengin ve mutlu insanlar rolünde olmalarıdır. Zengin ya da mutlu değilsen sahneyi kaybediyorsun artık.  E o zaman zenginlik eşittir mutluluk denklemi kafamızı karıştırmaya devam ediyor .

Gerçek hayat bu şekilde değil biliyorsunuz. Sosyal medyada özenilen hayatlar, olmayan ama varmış gibi gösterilen dünyalar, göz boymalar ve çoğu zaman kandırmalar hep bu duyguları tetikliyor. Herkes  malikanelerde yaşıyor, son model arabalarda geziyor, hatta neredeyse hiç çalışmıyor az çalışıp çok kazanıyor çok keyifli işlerle uğraşıyor, şöhret, her arzunun gerçekleşmesi, devamlı güzel ya da yakışıklı ve istenen – sevilen olmak gerçek hayatta birbiriyle ya birleşmiyorlar yada birleşseler bile bir kaç parça eksik kalıyor. Bu durumu yalın olarak görmeyenler yanlış yaptıklarını düşünüp daha fazla çalışmaya devam edip bu oyunun içine boğaza kadar batıp gerçeklikten göz göre göre koparken bu durumu görenlerin tanılanmasına affluenza hastalığı diyorlar. Peki son yıllarda sıkça duyduğumuz  1997’den beri bir televizyon programı, bir kaç kitap ve bir çok makale yayınlanan “affluenza” nedir?

Affluenza Nedir?

Affluenza tüketim kültürü eleştirmenleri tarafından üretilen ve kullanılan bir terimdir ve refah (affluence) ve grip (influenza)  kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur.

Kaynaklar bu terimi şöyle tanımlıyorlar:

Affluenza: acı veren, bulaşıcı, sosyal olarak geçen ve daha fazlasını ısrarla istemeye sebep olan israf, kaygı, borç ve fazla çalışma hastalığıdır. Çevresine ayak uydurma gayretinin sonucu oluşan şişkin, tembel ve doyurulmamış duygulardır.

Amerikan Rüyası’nı inatla izleme sonucu oluşan borçluluk, israf, çok çalışma ve stres salgınıdır.

Ekonomik büyüme bağımlılığıdır.

“Affluenza, para ve servetle sağlıksız bir ilişki kurmaktır.” Özgür Aksuna

Küresel olarak affluenza; “Para akışının sınıflar arasında kutuplaşma oluşturacak ve duygusal ve ekonomik dengeyi kaybettirecek şekilde geri tepmesidir.”

Affluenzayı bütün boyutları ile görmek, sebepleri ve tedavisi hakkında fikir alabilmek için Psikoterapist ve affluenza otoritesi, Jessie H. O’Neill’in görüşlerinden faydalanabiliriz. O’Neill affluenzayı kendi klinik tanımı ile şöyle tanımlıyor :

Para ve servet arzusu veya sahibi olma sonucu oluşan veya şiddetlenen biriktirme bağımlılığı, karakter eksiklikleri, psikolojik yaralar,nevrozlar ve davranış problemleri. Hayatımızda paranın devamlı tasa olduğu davranışlar şeklinde kendini gösterir. Affluenzanın aile içinde psikolojik işlevsizliği kalıtımsaldır ve ebeveynden çocuklara geçer.

 

Affluenza mıyım?

  • Bireysel ve profesyonel veriminizin düştüğünü hatta yetersiz olduğunu hissediyorsanız
  • Gelecek kaygısı yaşamaya başlamış ve motivasyonunuzun düştüğünü hissediyorsanız
  • Zevklerinizi yapmak için daha fazla zaman ayırmak istiyorsanız
  • Düşük özbenlik, özdeğer ve ögüven hissiniz varsa
  • Dış etkenlerle çok uğraşıyorsanız
  • Depresyonda olduğunuz düşünüyorsanız ve içe çekiliyorsanız
  • Hayatınızla ilgili utanç ve suçluluk duyuyorsanız
  • Ani varlık ve yokluk sendromunuz varsa
  • İşkoliklik ve benzer bağımlılıklarınız varsa

Affluenzanın sadece zengin hastalığı olarak tanımlanması yanlıştır. Her türlü sosyo ekonomik seviyeden insanın yaşadığı ve bol paranın bütün problemlerini çözeceğine dair inancı bu konunun ciddiyetini fazlasıyla ortaya çıkarıyor. Affluenzadan mustarip hatta bu nedenle acı çeken çok sayıda insan bu nedenle yardım istemeye tereddüt ediyor.

 Affluenza nın Tedavisi

“Affluenza başarıyla tedavi edilebilir” diyen O’Neill bunu şöyle açıklıyor: “ en önemli adım ilk atılan adımdır yani durumu açığa çıkarmak, isimlendirmek ve tanımlamak yani gizlilikten çıkarmaktır. Profesyonel yada bireysel hayatımızın her bölümünde olabilen paranın sakat bırakan potansiyel etkisine yada onu körü körüne takip etmeye yönelik bireysel içgözlem yaparak parayla ilgili kendi planlarımızı yaratmaya ve paramızı daha doğru şekilde harcamaya başlayabiliriz. Unutmayalım ki; başarının tanımı finansal kar hanesinden çok daha geniştir.”

 Affluenza Neden Tedavi Edilmeli?

Mottosu “daha çok kazan, daha çok harca, daha çok iste” olan affluenzalının tedavisi hem hastanın kendi bireysel mutluluğu ve yaşam kalitesi hem de çevresine hatta topluma bulaştırma tehlikesi nedeniyle çok büyük önem ve aciliyet oluşturmaktadır.

Psikolog Oliver James şöyle diyor: “Neredeyse hepimiz daha büyüğünü ve daha iyisini istiyoruz. Evler, arabalar, televizyonlar. Kendimizi kazandıklarımız, sahip olduklarımız, görünüşümüz ve şöhretimizle tanımlıyoruz ve bu bizi daha önce hiç olmadığımız kadar umutsuz kılıyor.”

 “Asıl sıkıntı neyi istediğimizle neye ihtiyacımız olduğu arasındaki kafa karışıklığımız.”

Çünkü affluenzanın sonucu kendimize ve etrafımızdakilere maddi gözlüklerle bakarak değer verme takıntısına kapıldık.

Kendinize Sorun;

Bu noktada kendi kendimize aşağıdaki soruları sorarak hastalık ve kendimiz arasındaki mesafe hakkında fikir sahibi olabiliriz.

Herhangi bir şeyi yapmak için motivasyonumuz para mı? Yoksa bolca televizyonlara çıkıp meşhur bir yüze sahip olmak mı?

Kazaklarımız, pantolonlarımız, saç stilimiz biz öyle sevdiğimiz için mi öyleler yoksa öyle olması gerektiğine inandığımız için mi öyleler?

Koltuk takımımızı yada yatak odamızı artık ihtiyacımızı karşılayamacak kadar eskidiği için mi değiştiriyoruz yoksa yenisi çıktığı için mi?

Affluenzanın en önemli tehdit ve tehlikelerinden biri gelecek nesilin mevcut nesilden çok daha fazla bu hastalıkla içiçe yaşamak zorunda kalmasıdır.

Artık insanlara hediye alırken aileniz ya da arkadaşlarınızaalacak bir şey bulamadığınızı farkediyorsunuz ve zaten her şeyi var diyorsunuz. Son zamanlarda alışveriş merkezlerinde ki insanlara baktıysanız ne demek istediğimi daha iyi anlıyorsunuzdur. Bugünün insanları gerçekten eşyaların içinde yüzüyorlar. Milyon dolarlık pazarlama kampanyalarının hedef kitlesi olarak her açıdan aynı mesajın bombardımanı altındayız: “Daha çok al, daha çok harca, daha çok şeye sahip ol”

Değişen ekonomik dengeler ve teknoloji nedeniyle bugünün aileleri daha önce hiç olmadığı kadar daha çok para kazanıyorlar ve bizim yapamadığımız her ne varsa çocuklarımızı önceki hiç bir neslin yapmadığı kadar şımartıyoruz. Biz şımartmasak büyükanneleri, büyükbabaları yada yakın akrabalarımız bunu seve seve yapıyorlar. Ancak bir soru büyük bir soru işaretiyle kalıyor: çocuklarımıza istekleriyle ihtiyaçları arasındaki farkı nasıl öğreteceğiz ve onlar bütün bu materyalistik etki ile çevrilmişken bizim onları güzel ve dengeli insanlar olarak yetiştirmemiz mümkün olabilecek mi? Siz değişin gelecek değişsin.

Sorularınız ve mesajlarınız için Özgür Aksuna sosyal medya hesaplarından @ozguraksuna ya da www.ozguraksuna.com adresinden ulaşabilirsiniz.

 

 

 
 
previous next
X